Ana Sayfa Hakkımızda Hizmetler Ödüller Ekip Yayınlar Kariyer İletişim TÜRKÇEENGLISH Devin Patent — İstanbul
← Tüm Yayınlar
KategoriMarka
Yayın Tarihi14 Şubat 2026
Yazarlar
Uğurcan TekinOrtak
Beyza ErdemirAvukat

İnternet Alan Adları Yoluyla Marka Hakkına Tecavüz ve Yargı Süreci

Artan talep ve giderek sertleşen rekabet koşulları, markalaşmayı ve markaların resmî kurumlar nezdinde tescil edilmesini yaygınlaştırmıştır. Bu gelişme, markaların kapsamlı bir hukuki düzenlemeye tabi tutulmasını gerektirmiş ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Kanun'un 4. maddesi markayı; bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla; kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaret olarak tanımlamaktadır.

Dijital alanda büyük bir dönüşüm yaşanmakta; internette milyonlarca alan adı ve barındırma sağlayıcısı ortaya çıkmaktadır. Sosyal ağlar bireylerin dijital medya aracılığıyla dünyaya erişimini artırmış, tüketicilerin markalarla çevrim içi ortamda çok daha yoğun etkileşime girdiği görülmüştür. Tüketici tercihlerinin önemli bir bölümü artık dijital ağlar üzerinden şekillendiğine göre, bu ağlardaki alan adlarının markalar bakımından yüksek derecede önem taşıdığı söylenebilir.

Ne var ki bu etkileşim, alan adları üzerinden marka hakkına tecavüz fiillerinin işlenmesini de mümkün kılmaktadır. Alan adları aracılığıyla işlenebilecek tecavüz fiillerinin ve bu fiillerin gerçekleşmesi hâlinde marka sahibinin başvurabileceği hukuki yolların belirlenmesi, marka hakkının etkin biçimde korunması bakımından önem taşımaktadır.

Alan Adları Özelinde Marka Hakkına Tecavüz

Kanun'un 4. maddesinde tanımlanan marka, aynı Kanun hükümleri uyarınca sınai mülkiyet hakkı olarak korunmaktadır. Bazı fiiller marka sahibinin haklarına tecavüz niteliğindedir. Marka hakkına tecavüz, Kanun'un 29. maddesinde 7. maddeye atıfla düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:

  • Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak
  • Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek
  • Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak
  • Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek

İnternet ortamında marka hakkına tecavüz genel olarak; alan adında kullanım, sayfa içeriğinde kullanım ve arka planda —anahtar kelime ya da yönlendirme kodu olarak— kullanım şeklinde ortaya çıkar. Marka sahiplerinin en sık karşılaştığı tecavüz görünümü ise kuşkusuz alan adında kullanımdır. Bu nedenle, internet ortamında firmaları tanıtma ve ayırt etme işlevi gören alan adlarının marka hakkına tecavüz kapsamında korunması yüksek önem taşımaktadır.

Buna göre, üçüncü kişilerin markayı veya benzer bir işareti; ticari etki yaratacak biçimde ve önceye dayalı herhangi bir hakkı bulunmaksızın alan adında kullanması marka hakkına tecavüz oluşturacaktır. Alan adında tecavüzün doğması için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Marka Sahibinin Tescilli Bir Markası Bulunmalıdır

Marka hakkına tecavüz incelenirken Kanun'un 7. ve 29. maddeleri birlikte değerlendirilmelidir. Marka hakkının alan adı üzerinden ihlal edildiğini düşünen marka sahibinin yargı sürecinde sahip olduğu imkânlar, bu hakkın korunmasından doğmaktadır. Markaya fiilî koruma tescille sağlandığından, marka sahibinin tecavüzden doğan hukuki yollara başvurabilmesi tescilli bir markaya sahip olması şartına bağlıdır.

Markayı Oluşturan İşaret veya Benzeri Alan Adında Kullanılmalıdır

Ayırt edici ve kaynak gösterme işlevine sahip alan adları bakımından tecavüzün doğabilmesi için markanın ya da ona benzer bir işaretin alan adında kullanılması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, "www.ozdilekevi.com" alan adında "ÖZDİLEK" ibaresinin kullanılmasının davacı markalarıyla "ayniyet derecesinde iltibas tehlikesi taşıdığını" tespit ederek; ticari etki ve karıştırılma riski yaratacak biçimde alan adında kullanılan "ÖZDİLEK" ibaresinin davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğuna hükmetmiştir.

Markayı oluşturan işaretin aynen ve ticari etki yaratacak şekilde alan adı olarak kullanılması hâlinde, internet sitesinde orijinal ürünlerin satılıyor olması dahi tecavüzün varlığını ortadan kaldırmaz; yeter ki alan adı sahibinin önceye dayalı ve üstün bir hakkı bulunmasın.

Buna karşılık, markanın alan adında kullanıldığı ancak internet sitesinde markanın tescilli olduğu mal ve hizmetlerden farklı mal ve hizmetlere ilişkin iş ve işlemlerin yürütüldüğü hâllerde; tescilli marka tanınmış değilse ya da tanınmış olsa dahi söz konusu alan adının tescili daha eski tarihliyse tecavüz doğmayacaktır. Marka sahibinin markasının tanınmış ve yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğunu ispatlaması hâlinde ise tecavüz gerçekleşmiş sayılır.

İşaret Alan Adında Ticari Etki Yaratacak Biçimde Kullanılmalıdır

Alan adları, markanın en görünür kullanıldığı ve en kolay ele geçirildiği yerdir.

Tescilli markanın veya benzer bir işaretin alan adında kullanılması hâlinde, bu kullanımın tecavüz sayılabilmesi için ticari etki yaratacak düzeyde olması gerekir. Ticari etki şartı AB mevzuatında aranmamakta; Sınai Mülkiyet Kanunu bakımından da ticari etkiden ne anlaşılması gerektiği açık değildir. Ancak kavram, WIPO'nun Markaların ve Diğer Sınai Mülkiyet Haklarının İnternet Ortamındaki İşaretler Yoluyla Korunmasına İlişkin Ortak Tavsiye Kararı'nda yer almaktadır. Bu metne göre, işareti kullanan kişinin "işaretin internette kullanıldığı mal ve hizmetlerle aynı veya benzer mal ve hizmetlere ilişkin olarak üye devlette faaliyet yürütmesi ya da yürütmeyi planlaması" hâli, ticari etkinin değerlendirilmesinde esas alınabilir.

Yargıtay bir kararında; HONDA markalı araçların bakım ve onarımıyla uğraşan kişinin işletmesinde HONDA BAR ibaresini müşteriyi bilgilendirme sınırını aşacak şekilde kullanması ve bu ibareyi "www.barhondaservis.com" alan adını tescil ettirerek kullanması hâlinde ticari etkinin bulunduğuna ve dolayısıyla marka hakkına tecavüzün gerçekleştiğine hükmetmiştir.

Başka bir uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, üyelik kaydı gerektirmeksizin öğrencilere eğitim hizmeti sunan "www.ekolhoca.com" sitesinde başlangıçta ticari etki bulunmadığı ve tecavüzün oluşmadığı sonucuna varmıştı. Yargıtay bu kararı; sitenin eğitim hizmetinin yanında dergi satışına ilişkin reklamlara da yer vererek gelir elde ettiği, bu nedenle "ticari etkinin de mevcut olduğu" gerekçesiyle yerinde görmeyerek bozmuştur.

Avrupa Birliği Adalet Divanı ise; alan adı üzerinden erişilen internet sitesinin içeriğinde alan adı sahibinin ticari faaliyetlerine ilişkin reklam, tanıtım veya satış yapılması ya da arama motoru sonuçlarında ve marka sahibinin göründüğü sayfada üst sıralarda çıkmak amacıyla yönlendirme kodu veya anahtar kelime biçiminde arka planda kullanım yapılması hâlinde "ticari etkiden söz edilebileceği" görüşündedir.

Kullanan Kişinin Markayla Meşru Bir Bağlantısı Bulunmamalıdır

Markanın kullanımının tecavüz oluşturabilmesi için, markayı alan adında kullanan kişinin markayla meşru bir bağlantısının bulunmaması gerekir. Bazı hâllerde —örneğin bayilik, acentelik veya distribütörlük gibi ticari bir bağlantı ya da uzun süredir tescilli bir ticaret unvanına dayalı kullanım— markanın alan adında kullanılması meşru bir temele dayanır.

Marka sahibi tarafından sunulan ürün veya hizmetlerin, sonrasında bir sözleşme çerçevesinde distribütörler tarafından kullanılması hâlinde bu kullanım, üçüncü kişi distribütörlerin markayla meşru bağlantısı bulunduğundan marka sahibince gerçekleştirilen marka kullanımı olarak kabul edilmiştir.

Buna karşılık alan adındaki kullanım marka niteliğindeyse ve marka sahibinin tescilli ticaret unvanıyla "iltibas tehlikesi" yaratıyorsa, tescilli ticaret unvanının alan adında kullanılması hâlinde dahi tecavüz kabul edilebilir. Alan adında marka kullanımından söz edebilmek için; markanın kullanıldığı mal ve hizmetlerin ayırt edilmesine yardımcı olacak ölçüde pazar veya pazar payı yaratılması gibi ticari kullanımların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Fiilî kullanım içermeyen sembolik kullanımlar marka kullanımı sayılmayacaktır.

Örneğin markanın alan adında yalnızca sembolik olarak kullanıldığı, ancak internet sitesinde veya başka mecralarda ticari etki yaratan bir kullanımın bulunmadığı hâllerde marka kullanımından söz edilemez.

Kullanım Önceye Dayalı ve Üstün Bir Hakka Dayanmamalıdır

Alan adında kullanılan markanın önceye dayalı ve üstün bir hakkın varlığıyla açıklanabildiği hâllerde, marka sahibinin marka hakkının ihlalinden söz edilemez. Örneğin alan adının davalı tarafından daha önceki bir tarihte edinilip kullanılmaya başlandığı bir olayda; davacının kendi kullanımıyla markayı tanınmış hâle getirdiği ve dolayısıyla marka hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiası kabul görmemiştir.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı

Alan adının edinilmesinin üzerinden hatırı sayılır bir süre geçmiş ve marka sahibi bu süre boyunca edinime karşı sessiz kalmışsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı gündeme gelebilir. Bu durumda marka sahibi belirli bir süreden sonra marka hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyecektir.

Örneğin alan adının tescilinden yaklaşık on beş yıl sonra marka hakkına tecavüz gerekçesiyle açılan bir davada Yargıtay; "alan adının tescilinden itibaren çok uzun süre geçmiş olması nedeniyle sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğuna" ve davacının tecavüz iddiasını ileri süremeyeceğine hükmetmiştir.

Bir başka kararında Yargıtay; 2005'ten 2014'e kadar alan adı kullanımına sessiz kalan davacının 2014 yılında marka hakkının ihlal edildiğini "sessiz kalma yoluyla hak kaybı nedeniyle" ileri süremeyeceğini ve böyle bir talebin Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması sayılacağını belirtmiştir.

Anahtar kelimeler, yönlendirme kodları ve arama motoru sıralaması, ticari etki değerlendirmesine dâhildir.

Marka Sahibinin Yargı Yolundaki İmkânları

Yukarıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde marka sahibinin marka hakkının alan adı üzerinden ihlal edildiği söylenebilir. Bu durumda marka sahibinin başvurabileceği birden çok imkân bulunmaktadır. Aşağıda sayılan taleplerin ayrı ayrı ileri sürülebileceği gibi birlikte de ileri sürülebileceği belirtilmelidir.

Genel olarak marka hakkına tecavüz hâlinde marka sahibinin sahip olduğu imkânlar Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149. maddesinde düzenlenmiştir. Bu taleplerde görevli mahkeme Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'dir.

İhtiyati Tedbir

Marka hakkının ihlali hâlinde en sık başvurulan ve en etkili yol, asıl dava içinde ihtiyati tedbir talebinde bulunmaktır. Kanun'un 159. maddesi uyarınca marka sahibi, tecavüz davası açmadan önce veya dava ile birlikte, "tecavüz oluşturan fiillerin Türkiye'de ciddi biçimde kullanıldığı ya da bu yönde ciddi hazırlıklar yapıldığı" iddiasını ispatlayarak ihtiyati tedbir talep edebilir.

Bu kapsamda marka sahibinin; açık ve anlaşılır bir ihtiyati tedbir talebiyle birlikte hangi tedbiri istediğini ve bu tedbire neden ihtiyaç duyulduğunu açıkça belirtmesi ve tedbirin verilmesi gerektiği konusunda hâkimi yaklaşık olarak ikna etmesi gerekir. Burada marka sahibinin, tecavüz oluşturan kullanımlara ilişkin noter aracılığıyla elektronik tespit yaptırarak kesin delil oluşturması ve bu delili ihtiyati tedbir talebiyle birlikte dosyaya sunması önem taşır.

Ayrıca fikrî ve sınai haklar hukukunda, ihtiyati tedbirin istisnai niteliğine ilişkin genel kural terk edilmiştir: marka sahibinin marka hakkının ihlal edildiğine veya edileceğine dair yeterli delili bulunduğunda, yargılama sonunda verilecek hükmün etkinliğini sağlamak amacıyla tedbire hükmedilmektedir. Bu nedenle ihtiyati tedbir, marka hukukunda yüksek önem taşır.

Marka sahibinin ihtiyati tedbir talebinin kabulü hâlinde, yargılama sonuçlanıncaya kadar tecavüze ilişkin etkili tedbirler alınabilmekte ve marka hakkının etkin korunması sağlanabilmektedir. Mahkeme "itirazı ortadan kaldıracak veya zararı önleyecek her türlü tedbire" hükmedebilir. Somut olayın özelliklerine göre marka sahibi; davalının marka tescilinden doğan haklarını davacıya karşı kullanmasının ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesinden, dava konusu markanın yargılama sonuçlanıncaya kadar üçüncü kişilere devrinin önlenmesine kadar çeşitli tedbirler talep edebilir.

Güncel mahkeme uygulamasının ihtiyati tedbir talebinden önce neredeyse zorunlu kıldığı hukuki araç ise delil tespitidir. Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca, ihtiyati tedbir talebinden önce veya bu talep sırasında karşı tarafa bildirim yapılmaksızın mahkemeden istenen tespitle dosyaya bilirkişi olarak marka vekili atanmakta ve karşı tarafın marka kullanımına ilişkin deliller toplanmaktadır. Davacının delil tespitinde hukuki yararının bulunması yeterli olup, "delil hemen tespit edilmezse kaybolacağı veya ileri sürülmesinin güçleşeceği" anlaşıldığında bu yarar kabul edilmektedir.

İhtiyati tedbir değerlendirilmeden önce dosyaya sunulan delil tespiti talebi, hem talebin güçlendirilmesi hem de yargılama sonuçlanıncaya kadar etkili bir tedbir sağlanması bakımından yüksek önem taşır.

İhtiyati tedbir kararı yönlendirmelere ilişkin hüküm kurabilse de, alan adı üzerinden tecavüz gerçekleştiren kişiler yönlendirmeleri değiştirerek tedbirden sonra da alan adını kullanmaya devam edebilmektedir. Örneğin tedbir alınan bir alan adında "http://" ön ekli yönlendirme kullanılıyorsa, davalı yönlendirmeyi "https://" olarak değiştirerek alan adını kullanmaya devam edebilir. Bu hâlde yapılması gereken, davaya bakan mahkemeden yeniden ihtiyati tedbir talep etmektir. Mahkeme böylece tedbire hükmederek değiştirilmiş alan adı üzerinden tecavüzün sürmesini engelleyecektir.

Kanun'un 149/1-g maddesi uyarınca marka sahibi, "tecavüz fiili sonucunda marka hakkının ihlal edildiğini" ispatlaması hâlinde; hükmün ilgililere tebliğ edilmesini ve günlük gazete gibi araçlarla kamuya ilan edilmesini mahkemeden talep edebilir.

Marka Sahibinin Açabileceği Davalar

Tecavüzün tespiti davası. Kanun'un 149/1-a maddesindeki tespit davası, bir fiilin marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığını inceler. Davanın açılabilmesi için fiili gerçekleştiren kişinin kusuru ya da zararın doğmuş olması aranmaz; marka sahibi ihtarname göndermeden veya önceden bildirimde bulunmadan davayı açabilir. Marka hakkının ihlal edildiğini düşünen marka sahibi, bu fiili ispatlamak amacıyla tecavüzün tespitini talep edebilir.

Alan adları bakımından bir diğer imkân, marka sahibinin tecavüz fiilinin işlendiği alan adının iptalini ve silinmesini talep edebilmesidir. Marka sahibi böylece kendi adına tescilli olmayan ve marka hakkına tecavüz oluşturan bir alan adının iptalini veya silinmesini isteyebilir; bu silme kararını yurt dışında da icra ettirerek alan adı ortamında marka hakkının dünya çapında etkili korunmasını sağlayabilir.

Alan adının iptali ve silinmesi bakımından karşılaşılan önemli bir sorun, ".com" ile ".com.tr" uzantıları arasındaki farktan kaynaklanır. ".com" uzantılı bir alan adının iptali ve silinmesi Türk mahkemelerinden istenemez; bu mahkemeler nezdinde yalnızca ".com.tr" uzantılı alan adlarına ilişkin iptal ve silme talepleri geçerli olabilir. Bu nedenle iptal ve silme talep edilirken uzantıya dikkat edilmesi gerekir.

İhtiyati tedbir öncesinde delil tespiti artık neredeyse zorunlu bir adım.

Tecavüzün önlenmesi davası. Kanun'un 149/1-b maddesi uyarınca marka sahibi, gerçekleşmesi muhtemel veya tekrarlanması olası bir tecavüzün önlenmesini mahkemeden talep edebilir. Dava tecavüz tehlikesine dayandığından kusur ve zarar aranmaz; tecavüzün gerçekleşeceğine ya da tekrarlanacağına dair kuvvetli emarelerin gösterilmesi yeterlidir.

Tecavüzün durdurulması davası. Kanun'un 149/1-c maddesi uyarınca marka sahibi, başlamış olan tecavüzün ve bu kapsamdaki devam eden ihlalin durdurulmasını isteyebilir. Açıklandığı üzere devam eden bir ihlal gereklidir; sona ermiş bir tecavüz bakımından durdurma davası açılamaz.

Tecavüzün kaldırılması davası. Kanun'un 149/1-ç maddesi uyarınca marka hakkı ihlal edilen kişi, tecavüzün giderilmesini —yani maddi sonuçlarının ortadan kaldırılmasını— mahkemeden talep edebilir. Marka sahibi, tecavüz ve sonuçları devam ettiği sürece bu yola başvurabilir. Kaldırma kapsamında talep edilecekler somut olayın özelliklerine göre değişmekle birlikte, genellikle markanın silinmesi ve tecavüz oluşturan ürünlerin imhası talep edilir. Kaldırma davasında da tecavüz fiilini gerçekleştirdiği iddia edilen kişinin kusuru aranmaz.

Tazminat davası. Marka sahibi, 149. maddedeki imkânların yanında tazminat talebinde de bulunabilir. Kanun'un 150/1. maddesi uyarınca marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, marka sahibinin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür. 151. madde ise zarara uğrayan marka sahibinin bu zararı tecavüz fiilini gerçekleştiren kişiden talep edebileceğini düzenler. Marka sahibi böylece hem fiilî zararı hem de yoksun kalınan kazancı kapsayan tazminat talep edebilir.

Cezai Sorumluluk

Marka hakkına tecavüz fiilinin işlenmesi hâlinde fiili gerçekleştiren kişinin cezai sorumluluğu da doğar. Marka sahibi, Kanun'un 30. maddesi uyarınca tecavüzde bulunan kişinin cezalandırılmasını talep edebilir.

Tecavüzde bulunan kişinin cezai sorumluluğunun doğması için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre marka sahibinin markası tescilli olmalı; iktibas, iltibas, marka koruması olduğunu belirten işaretin kaldırılması, marka hakkı üzerinde yetkisiz tasarrufta bulunulması veya markanın itibarına tecavüz biçimindeki fiillerden birinin işlenmesi hâlinde cezai sorumluluk doğar.

Böyle bir durumda marka sahibinin, marka hakkının ihlal edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunması gerekir. Şikâyet hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan bir başkası tarafından kullanılamaz. Ayrıca alan adı üzerinden marka hakkına tecavüzden doğan ceza uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin Fikrî ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi olduğu belirtilmelidir.

Zamanaşımı

Alan adı üzerinden marka hakkına tecavüz davalarında zamanaşımı, Kanun'un 157. maddesine göre belirlenmelidir. Anılan madde, "sınai mülkiyet hakkından veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanır" diyerek Borçlar Kanunu'na atıf yapmaktadır.

Marka hakkına tecavüz niteliği gereği haksız fiil olarak değerlendirildiğinden, 157. maddedeki atıf uyarınca Borçlar Kanunu'nun 72. maddesindeki iki yıllık ve on yıllık zamanaşımı süreleri uygulanır. Dolayısıyla dava, "marka sahibinin fiili öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl" içinde açılmalıdır.

Uygulamada alan adının WHOIS kayıtları, arşiv görüntüleri, noter tespitleri ve elektronik tespit araçlarıyla belgelenmesi, dava öncesi delil dosyasının gücü bakımından belirleyicidir. ".com.tr" uzantısında ayrıca TRABİS nezdindeki uyuşmazlık çözüm mekanizmaları da yargı yoluna paralel bir seçenek olarak değerlendirilebilir.

Sonuç

Günümüz dünyasını şekillendiren güçlerden biri olan dijital dönüşüm, her hukuk alanında olduğu gibi sınai mülkiyet alanında da değişiklikleri zorunlu kılmıştır. Bu değişikliklerle birlikte alan adları üzerinden işlenen marka hakkına tecavüz fiilleri hukuken düzenlenmiş ve mahkeme kararlarıyla desteklenmiştir.

İnternetin ve dijital ağların çağdaş toplumdaki önemi dikkate alındığında; alan adları üzerinden işlenen marka hakkına tecavüz fiilleri bakımından marka sahibine yeterli düzeyde hukuki ve cezai koruma sağlanması büyük önem taşımaktadır.